13 Mart 2016 Pazar

Buzul, Buzultaş ve Yanardağ Hakkında Bilgiler

Buzul


Yüksek dağların üzerinde hava o kadar soğuktur ki yağan karlar erimez. Bunlar, aralarında sıkışır; bayırlardan aşağıya doğru kayar, sonunda buzdan bir nehir meydana getirirler. Buna da buzul denir. Buzullar yavaş yavaş vadiye iner, sonra da eriyerek ortadan kalkarlar.


Birçok yerde, 2700 metre yüksekliğin üzerindeki bölgelerde görülmez. Sıkışır, önce sertleşmiş kar kitlesi, sonra da yığılmış buz hâlini alır. Bu yığılan buzlar kendi ağırlıklarının etkisiyle yavaş yavaş vadilere doğru İnmeye başlarlar ve buzdan bir nehir hâlini alırlar. Buzul adı verilen bu buz nehirleri yer yer tıpkı akarsular gibi kenarlardan gelen diğer buzullar ve buzultaşlarla birleşip genişlerler. Bunların kayış hızları yılda 100 metre kadardır. Buzullar dağın eteklerine geldikleri zaman sıcaklığın etkisiyle erirler. Himalayalarda 100 kilometrelik buzullar varsa da Alplerdeki en uzun buzul 24 kilometre kadardır.


Buzultaş


Dağların arasından yavaş yavaş aşağılara doğru kayan buzullar, ağır kocaman taşlan da yerinden söker, beraberlerinde taşırlar. Yol boyunca üzeri aşıp yuvarlaklaşan bu taşlara buzultaş denir.


Buzulların beraberlerinde söküp taşıdıkları topraklar, taçlar, kayalar, buzun ağır olması sebebiyle çok olur. Buzul, üzerinden geçtiği kayaları açındırır, âdeta ufalar. Hem bunları, hem de dağlardan yuvarlanarak üzerine düşenleri de beraberinde taşır. Bütün bunlar buzulun eridiği yerde birikerek bir set hâlini alırlar. Bu setle önü kapanan yatakta sular birikirse göl meydana gelir. Buzultaş yığıntıları bazen da set yerine tepeler hâlinde birikirler. Bunların arkasında da suların toplanmasıyla göller ya da bataklıklar meydana gelir. Kuzey Almanya ve Kuzey Polonya’da böyle birçok göl ve bataklık vardır.


Yanardağ


Yanardağ, toprağın içinden, ya da denizlerin diplerinden erimiş hâlde fışkıran kayalar ve küllerin üst üste yığılmasıyla meydana gelen bir dağdır. Lâvlar, soğudukça sertleşerek birbiri üzerine yığılırlar.


Yanardağlar, dünyamızın kızgın bir halde bulunan çekirdeğinin bir çeşit emniyet çaplarıdır. Faal halde olmayan yanardağlardan çoğunun kraterlerinde küçük, şirin krater gülleri bulunur. Bir yanardağ harekete geçince ünce tepesi patlayarak genişler; İçinden dumanlar, buharlar, kızgın gazlar, lavlar ve küller püskürür. Bazı yanardağlar denizlerin dibindedir, adaların meydana gelmesine sebep olurlar. Bir yanardağın püskürmeye başlaması çoğu zaman korkunç felaketlere yol açar. Antil Adalarında, Martinik’teki Pele yanardağının 1902’dekl patlamasında 40.000 kişi ölmüştür.


 

12 Mart 2016 Cumartesi

Davy Lambası, Pil ve Elektrik İle İlgili Faydalı Bir İçerik

Davy Lambası


Kömür ocaklarım bazen «grizu» adı verilen patlayıcı bir gaz kaplar. “Davy lambası” denilen özel bir lamba, patlama tehlikesi olmadan kömür ocaklarım aydınlatmakta kullanılır. Bu lambanın alevi tel bir kafes içinde olduğundan grizu gazı patlamaz.


Bu lambayı Davy adındaki (1778-1829) bir İngiliz kimyageri icat etmiştir. Lambanın alevi çok İnce bir madeni kafesin İçinde olduğundan, ateş dışardaki grizu gazıyla temas etmez. Ayrıca bu patlayıcı gaz etrafı kaplamaya başlamışsa patlama sadece tel kafesin içinde meydana gelir ve alev söner. Böylece emniyeti sağlamakla görevli ekiplere hemen haber verilir ve galerilerin havasını değiştirecek vantilatörlerin çalıştırılması istenir. Ayrıca madencinin akümülatörünü belinde taşıdığı, elektrikle yanan emniyetli özel madenci fenerleri de vardır. Bunlar aleviz olduğundan tamamen tehlikesizdir


Pil


Pil, kimyasal bir reaksiyonu elektrik akımına çeviren bir aygıttır. Hiçbir tepki göstermediği zaman pil; kullanılmış, bitmiş demektir. Elektrik pilini Volta adlı bir Italyan bilgini İcat etmiştir. Volta pili yapmak İçin ortası delik, tekerlek biçimindeki bakır ve çinko parçalarını, aralarına aba parçaları koyarak OatOate dizmişti. Bugün piyasada satılan piller, asitli eriyiği macunumsu bir madde İçine karıştırılmış olduğu İçin “kuru pil” diye adlandırılır. Fakat en verimli piller, sitil eriyiği sıvı Killinde olan Löklanşa Plilerledir. Zira sıvı hâlinde olan asitli eriyiği, kimyasal tepkiyi daha kolaylaştırır. Pillerle elde edilen elektrik akımı düşük voltajlı, düz akımdır. Piller; elektrik fenerlerini, radyoları ve elektrikle çalışan bazı âletleri çalıştırmakta kullanılır.


Elektrik


Pillerden, ya da dinamolardan elde edilen elektrik akımı, madensel tellerle nakledilir. Elektrik akımından evleri aydınlatmakta, ısıtmada ya da motorları çalıştırmakta yararlanılır.


Eskiler, iki kehribar parçasını birbirine sürterek statik elektrik elde etmeyi bilirlerdi. Bu kehribar parçalarını saçlara yaklaştırdıkları zaman saçların dimdik havaya kalk, tığını görürlerdi. Çok daha sonraları elektrik akımını üretmeyi ve bu akımı çeşitli alanlarda kullanmayı öğrendiler. Düz elektrik akımı kimyasal pillerle alternatif akım da manyetik jeneratörlerle üretilir. Elektrik yükü, yalıtkan bir devre üzerinde çok küçük elektronlar tarafından bir atomdan ötekine aktarılarak nakledilir. Hidrolik ya da termik santrallar elektrik üretme merkezleridir.


 

11 Mart 2016 Cuma

Efsanevi Masal Kahramanları; Ali Baba, Alaeddin ve Robinson

Ali Baba ve Kırk Haramiler


İranlı fakir esnaf Bin bir Gece masallarından birinin kahramanı, Ali Baba, esrarengiz bir şekilde çok büyük bir servet kazanmıştır.


Yoksul bir esnaf olan Ali Baba, kıt kanaat geçinmekteydi. Bir gün Kırk Haramiler denilen haydutların barındığı bir mağaraya girmenin sırrını tesadüfen öğrendi. Kırk Haramiler çaldıkları malları, getirip bu mağaraya saklıyorlardı. Ali Baba, Haramilerin reisinin bir kayaya “Açıl susam açıl” diye bağırdığını işitti ve kayanın açılıverdiğini hayretle gördü. Mağara, haramilerin hırsızlıkla topladıkları ve rastgele yığdıkları altın, mücevher ve benzeri değerli eşya ile doluydu. Ali Baba da, haramilerden öğrendiği bu sihirli cümleyi tekrarlayıp mağaraya girdi ve bunlardan bir kısmını kendine ayırdı. Haramiler onu vurmak istedilerse de sonunda Ali Baba, kölesinin de yardımıyla hepsini bir bir öldürdü. Bir atasözü hâline gelen “Açıl susam açıl” deyimi, bütün engelleri aşmaya yarayan bir aracı göstermek için kullanılır.


Alâeddin ve Lambası


Macerayı seven yoksul delikanlı,  Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi Alâeddin’in Lâmbası da bir Gece Masal ürünlerinden biridir. Alâeddin bu masalda servet ve kudret sahibi olur.


Bin bir Gece Masallarından birinin kahramanı olan Alâeddin, Mustafa adında bir terzinin oğluydu. Günün birinde Afrikalı bir sihirbaza rastladı ve birtakım tabiatüstü olaylarla karşılaştı. Sihirbaz onu yanına aldı, kendi maceralarına sürükledi. Bu arada Alâeddin dünyanın merkezinde bakınan sihirli bir lambayı almakla görevlendirdi. Birçok maceralı olaydan sonra Alâeddin bu işi başardı. Çeşitli engellerle karşılaşmasına rağmen lambayı buldu ve kullanmak üzere bir köşeye sakladı. Alâeddin, bu lamba sayesinde çok büyük bir servetin sahibi oldu ve sultanın kızıyla evlendi. Alâeddin’in Lambası adlı masal, güzel Şehrazat’ın, kocası Iran şahı Şehriyar tarafından öldürtülmesini geciktirmek için geceleri ona anlattığı sürekli masalların en güzellerinden biridir. Dilber Şehrazat, bu masallarla ölümden kurtulmuştur.


Robinson Crusoe


Issız bir adaya düşen kazazede gemici, 1719’da, Daniel Defoe tarafından yaratılan roman kahramanı ıssız bir adada bütün güçlüklere göğüs gererek 28 yıl tek başına yaşamayı başardı.


İskoçyalı bir denizci olan Alexander Selkirk ıssız bir adaya terkedilmiş bir insanın korkunç macerasını gerçekten yaşamıştı. Selkirk’in bu zahmetli hayatı, 1704’ten 1709’a kadar beş yıl sürmüştü. Ama Daniel Defoe. Alexandre Selkirk’I örnek aldığı roman kahramanını, yirmi sekiz yıl yalnız yaşamaya mahkûm etmiştir. Batan bir gemiden kurtulan Robinson Crusoe adlı denizel, Orénok ırmağının ağzındaki bir adada kendisini yapayalnız bulur, önceleri ümitsizdir, fakat sonra yavaş yavaş kendini toparlar. Yılmadan mücadeleye girişir: zekâsı ve becerikliliği sayesinde kendine hemen hemen normal bir hayat sağlar. Hele yamyamların adaya öldürmek için getirdiği zavallı bir zenciyi, onların elinden kurtardığı gün keyfine diyecek yoktur. Nihayet bir gemi adaya yanaşır ve bu İki kahramanı oradan kurtarır.


 

10 Mart 2016 Perşembe

Pusula, Gemi Pusulası, Parakete ve Yüzen Çapa Nedir?

Gemi Pusulası


Gemi pusulası iğnesiz bir pusuladır. Üzerinde rüzgârgülü çizili kadram, yuvarlak kutusunun içinde dönerek bize doğru yolu gösterir. Kadranı döndüren, bu yuvarlak kutunun içindeki mıknatıslardır.


Gemi pusulaları çok ender olarak «kuru» denen cinstendir. Bu cins pusulalarda kadran tıpkı saat çarklarında olduğu gibi bir taş yuvanın içine yerleştirilmiş eksen etrafında döner. Gemi pusulalarının büyük bir kısmı «sıvı» denen cinstendir. Bunların kadranları su ve alkol karışımı bir sıvı üzerinde durur, geminin yön değiştirmesiyle de kolayca döner. Bu pusulaların kadranları daha yavaş, fakat daha emin döner, daha rahat bir okuma sağlar, üstelik geminin titreşimlerinden de zarar görmez. Karşılıklı askılar, geminin dalgalı denizdeki durumu ne olursa olsun pusulanın daima yatay durmasını sağlar.


Pusula


Pusulalım mıknatıslı iğnesi, üstünde rüzgârgülü çizili bir kadranın üzerinde döner. İğnenin mavi ucu bize Flama Gemilerde, Ön ya da arka direkte çekili bulunan bayraktan başka İlâma denilen küçük renkli bayraklar da bulunur.


Denizciler bu flâmalardan, uzaktan haberleşmek için yararlanırlar. Denizcilik geleneklerine ve gemiciler arasındaki anlaşmalara göre direğe bayrak ya da flâma çekmek. İndirmek çeşitli anlamlar taşır. Meselâ bayrak çekmek selâmlamak, savaş sırasında bayrak indirmek savaşın kesilmesini istemek anlamına gelir. Bunun gibi gemilerde, alfabenin her harfinin karşılığı olan flâmalar bulunur. Gemiciler bu flâmalardan birini, ya da birkaçını birden direğe çekerek uzaktan haberleşirler. Meselâ telsizi olmayan bir tekne zor durumda kalınca fmdat İstemek İçin direğine N ve C harflerinin ftâmalarını çeker kİ bu, telsizle gönderilen S.O.S işaretinin flâmalarla ifadesidir.


Parakete


Parakete, gemicilerin, teknelerinin hızım ölçmek için kullandıkları bir âlettir. Bu hız deniz mili denilen birimle ifade edilir. 1 deniz mili 1852 metredir. Parakete, suyun İçinde dik durabilmesi İçin üzerine safra yerleştirilmiş, üç köşe bir tahtayla bunu gemiye bağlayan bir İpten meydana gelir. Bu İpin üzerine belirli ara. larla düğümler atılmıştır. Geminin hızı ölçülmek istendiği zaman bu âlet suya atılır ve gemi İlerledikçe İpi çekmeye başlar. Gemideki denizci belirli bir süre boyunca ellerinin arasından geçen düğümleri sayarak geminin hızını saatte deniz mili olarak bulur. Modern gemilerin paraketelerinde ise gemi İlerledikçe suyun etkisiyle dönen bir pervane takılmıştır. Pervane dönerken bir kadran üzerindeki ibre geminin hızını göstermektedir.


Yüzen Çapa


Atıldığı zaman denizin dibine takılan çapalar gemileri suyun üzerinde hareketsiz hâle getirir. Deniz derin, rüzgâr da kuvvetli olunca yelkenli gemiler rotalarımn dışına sürüklenmemek için “Yüzen Çapa” ya başvururlar.


Fırtınaya yakalanan bir tekne, eğer kıyıda çabucak bir barınak bulamazsa rüzgKnn ve suların etkisiyle tehlikeli durumda kalabilir. Ama böyle bir durumda kalmamak İçin yapacağı iki şey vardır: önce hızını keserek burnunu rüzgârın estiği yöne çevirmek, sonra da yüzen çapasını suya atarak hızını frenlemeye çalışmak. Yüzen çapa koni biçiminde kalın bir bezdir, sağlam bir kabloyla da tekneye bağlıdır. Yüzen çapa hem geminin hızını frenler, hem de gemiyi İstenilen yönde tutar.


 

7 Mart 2016 Pazartesi

Çemberlitaş’ta Neler Var? Neler Yapılabilir?

Çemberlitaş’taki Cami ve Külliyeler


Çemberlitaş’ın yakınlarındaki camiler ve külliyeleri şu anda olduğundan daha fazla ilgi gösterilmeyi hak ediyor. Yolun hemen karşısındaki sekizgen mimariye sahip Köprülü Camii 1659-1660 yıllarında bu güçlü aileden gelen ilk sadrazam olan Köprülü Mehmed Paşa ve oğlu Fazıl Ahmed Paşa için yaptırılmış. Mehmed Paşa ilk bakıldığında türbe zannedilen caminin bahçesinde yatıyor. Türbesinin üstünü tamamen açık olup, sadece bir ızgarayla örtülmesinin nedeni bir rivayete göre şöyle; “zalim” lakabıyla da bilinen paşa zamanında çok insanı İdam ettirmiş ve cehennemde yanarken içeri giren yağmurun serinlemesine yardımcı olacağı düşünülmüş!


Cami ilk başta külliyedeki medresenin ders verilen bölümü olarak kullanılmış. Bu külliyenin bir parçası da Çemberlitaş Hamamı’nın biraz aşağısındaki XVII. yüzyıl eseri olan Vezir Hanı. Bir zamanlar çifte avlusuyla tüccarların ve hayvanlarının uğrak yeri durumundaki han, günümüzde oldukça gözden düşmüş ve ihmal edilmiş. Han eskiden bir geçitle direkt olarak Çemberlitaş Hamamı’na bağlanıyormuş.


Sütunun öbür yanında, II. Bayezid zamanında sadrazam olan harem ağası Atik Ali Paşa İçin 1496’da yapılan Atik Ali Paşa Camii’ni ziyaret edebilirsiniz. Bir adı da Sedefçiler Camii olan eser, klasik üslupta yapılmış. Avlu kapısından çıktığınızda göreceğiniz zarif çeşmeye göz atmanızı öneririz. Hazır buralardayken, Koca Sinan Paşa Camii’ni de ziyaret edin. Cami, türbe, sebil ve medreseden oluşan külliye, 1569’da Yemen’i fetheden sadrazam Sinan Paşa için yaptırılmış, mimarı Davud Ağa. Şu anda Balkan Türkleri Kültür Merkezi’ne ev sahipliği yapıyor.


Ana cadde üzerindeki diğer bir eser olan Çorlulu Ali Paşa Medresesi 1708 yılından kalma burada eşsiz Ali Paşa Nargilesinin tadına bakabilirsiniz.. Yolun karşısındaki Kara Mustafa Paşa Külliyesi ise 1683’te ll.Viyana Kuşatması’nı gerçekleştiren sadrazam tarafından 1669-1690 yılları arasında yaptırılmış. İçinde bir cami ve Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) Müzesi var.


Çemberlitaş’ta Neler Yapılabilir?


Çemberlitaş Hamamı’nı ziyaret edin. Çemberlitaş’a göre daha az bilinen Gedikpaşa Hamamı, aynı isimdeki caminin yanında, 1474 senesinde Sadrazam Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Sultan II. Mehmed’in sadrazamı olan paşanın hamamı muhtemelen İstanbul’un en eski hamamı. Yeni restore edilen yapının erkekler ve kadınlar için ayrı bölümleri var.


İstanbul’da nargile içebileceğiniz en özgün yerlerden biri XVIII. yüzyıldan kalan Çorlulu Ali Paşa Medresesi’nin avlusu. Camiyle beraber külliye olarak yapılan medresenin bir kısmı orijinal haliyle korunurken, diğer kısmı şark köşesi tarzıyla misafirlerini ağırlıyor. Çok otantik bir yer. Elinizdeki kitabın yazarlarından biri Çorlulu olup Ali Paşa İlkokulu’nda okuduğu için bu yeri hararetle tavsiye ediyoruz! Avluda turistik eşya satan dükkânlar da var.


Kesik Baş


Çorlulu Ali Paşa Medresesinde nargilenizin keyfini sürerken oturduğunuz yere ismini veren, Sultan III. Ahmed’le çatışan ve 1711’de Midilli Adası’nda kafası kesilen Ali Paşa’yı yâd edin. Kesik başı İstanbul’a getirilmiş ve üç yıl önce kendi yaptırdığı caminin külliyesine gömülmüş.


Pierre Loti’nin Evi


Çemberİitaş’tan Beyazıt Meydanı’na doğru yürüdüğünüzde sol tarafta, 15 numarada Fransız yazar Pierre Loti’nin 1910 senesinde dokuz ay kaldığı evi göreceksiniz. Burası Pierre Loti’nin İstanbul’da iken yaşadığı evler içinde günümüze ulaşabilen tek yer. Girişin üzerindeki tabelada bu konuda bilgi var.


Çemberlitaş’a Nasıl Gidilir?


Çemberlitaş’a tramvayla ulaşabileceğiniz gibi Sultanahmet’ten yürüyerek de gelebilirsiniz.


 


 


 


 


 

4 Mart 2016 Cuma

Keloğlan, Harpagon ve Amcabey Kimdir?

Sevilen Kahraman Keloğlan


Sevimli kel, yoksul, tembelce bir Türk halk masal kahramanı, XVII. Yüzyıl’dan itibaren kişilik kazandı. Başına gelen bütün felâketleri, kendisine yapılan bütün haksızlıkları, kurnazlığı ve becerikliliği sayesinde yener. Türk halkının kendi özünden doğan bu delidolu, saf ve hazırcevap kahramana birçok masalda rastlamak mümkündür. Hatta adı türkü ve atasözleri ne bile geçmiştir. Keloğlanın babası daha masalın başında ölür. Onun tek varlığı yaslı anasıdır. Bazen da kendisini döven hoyrat ağabeyleri vardır. Keloğlan masalın sonuna kadar kel kalır Ama öyle akıllıca İiştar yapar ki bunlar, onun çirkinliğini ve kelliğini unutturur. Bazen kendisine âşık olan padişahın kızı sayesinde sırma saçlara kavuşur. Sırtında heybesi, batan yalınayak dolasan, bazen çarık giyen Keloğlan, kimi zaman baba ocağını bırakarak diyar diyar gezer. Hareketleri kaba ve gülünçtür. Korku nedir bilmez. Güçlü padişahları, korkunç devleri, kurnazlığı ve becerikliliği sayesinde tek başına yener.


Komedi Kahramanı Harpagon


Komedi kahramanı, 1668’de Molière’in kaleminden doğan ünlü «Cimri» pipesinin başkişisi, Cimriliğin ve açgözlülüğün sembolü oldu.


Molière, Cimri piyesini İlk defa sahneye koyduğu zaman eser, pek başarı kazanmamıştı. Bununla beraber o zamandan beri bu komedinin başlıca kahramanının adı olan Harpagon, bütün cimri insanları belirtmek için kullanılan bir isim halini almıştır. Zira bu cimriden daha fazla cimri olmanın imkânı yoktur. Ne kadar gerekli olursa olsun en küçük bir masraf bile onu kalbinden yaralamaya yeter. Harpagon, hazinelerini gizlediği kutunun çalındığını zannettiği zaman hem komik, hem de acıklı, çılgınca bir ümitsizlik sahnesi yaratır. Para hırsı yüzünden öz çocuklarının bile düşmanı olmuştur Bu iğrenç adam, bir de çok sevimli bir genç kıza tutkundur. Marianne adındaki bu kızla tahmin edeceğiniz gibi beş kuruş harcamadan, evlenmek istemektedir. Bu güzel tasarı, başarıya ulaşmaz. Marianne için ne mutluluk…


Karikatürcü Amcabey


Ünlü Türk karikatürcüsü Cemal Nadir Güler’in çizdiği bir tipe verdiği isim, Amcabey ilk defa Akşam gazetesinde yayımlandı (1929). Az zamanda çizicisi kadar ün kazandı.


Değerli Türk karikatürcüsü Cemal Nadir, Amcabey’i yaratmadan önce ancak, kasnak işleme çırağı olarak çalıştığı Bursa’da vakit buldukça, geceleri karikatürle uğraşabiliyordu ilk resimlerini 1920‘de Diken mecmuasında yayımladı, üç yıl Bursa ilkokullarında resim öğretmenliği yaptı, tS26’da Akbaba dergisinde, 1929’da Akşam gazetesinde karikatürlerini yayımlamaya başladı. Akşam’da yayımladığı karikatürlerinde yer alan Amcabey tipi, şöhretini büyük ölçüde artırdı. Amcabey melon şapkası, çizgili pantolonu, şemsiyesiyle halkın arasında yaşamakla beraber Karagöz ve Nasred-din Hoca geleneğine bağlı. İyimser, zeki ve millî bir mizah tipiydi. Yaşadığı günlerin hicvini Amcabey’e yaptıran sanatçı, bir yandan ona yalnız günün olaylarını karikatürize ettirirken bir yandan da bir halk düşünürü gibi konuştururdu.


 

2 Mart 2016 Çarşamba

Işığın Yansıması, Işığın Kırılması, Serap ve Ultra Sesler

Işığın Yansıması


İster ışık, ister ses ya da radyo dalgaları olsun, bütün dalgalar, üzerine çarptıkları bütün cisimler taralından tekrar geriye gönderilirler. Meseli bir aynadan yansıyan ışık dalgaları, bir görüntünün meydana gelmesine sebep olur. Renkli yüzeyler, üzerine düşen ışığın bir kısmını yansıtır, diğer renklerinkini emerler, alıkoyarlar. «Sonar» veya radar, ses ya da hertz dalgalarının yansıması temeline dayanarak alışan aygıtlardır. Işık üretmeyen bir cisim, genellikle yüzeyi ışık ışınlarını yansıttığı İçin görülür.


Ay aslında ışık veren bir cisim değildir. Bizler ayı, güneşin ışığını yansıttığı için görürüz. Bir cismin ışığı yansıtması demek, tıpkı ay gibi gelen ışığı geri göndermesi demektir. Ayna etrafındaki manzarayı yansıtan her düz yüzey, hatta durgun bir suyun yüzeyi bile bir çeşit aynadır.


Yüzeyine bakarak kendimizi gördüğümüz aynalar arkasına ince, parlak bir madensel levha konulmuş cam levhalardan yapılmıştır.


Ayna; ışığı yansıtır ve üzerine düşen görüntüleri geri gönderir. Ayna, genellikle temiz bir cam levhanın arkasına ince, parlak madensel bir tabakanın konmasıyla yapılır. Aynadaki görüntü, alt olduğu cismin simetriğidir. Saçı soldan ayrılmış bir yüz, aynada sağdan ayrılmış gözükür. Ortası kabarık ya da çukur aynalar görüntünün şeklini bozar. Dış-bükey bir ayna otomobil kullanan kimsenin arkasını görmesinde, düz bir aynadan daha çok alanı gösterdiği için daha yararlı olur. Ortası çok hafif çukur olan bir tuvalet aynası yüzümüzü olduğundan daha büyük gösterir. Bu gibi aynalara «dev aynası» denir.


Serap


Yazın bazan kızgın güneşin altında, yolda, çok ilerde, üzerinde gökyüzünün aksi vurmuş su birikintileri görür gibi oluruz. İnsanı aldatan bu görüntüler sıcaktan ötürü meydana gelir ve bunlara “serap” denir. Aslında yolun üzerinde görüldüğü gibi su birikintisi yoktur.


Bir gölün suları ışık ışınlarını yansıtır, biz de uzaktan etrafındaki ağaçların suya düşmüş, başaşağı akislerini görürüz. Bir fava tabakası da ışık ışınlarını yansıtabilir ve uzaklardaki bir manzaranın başaşağı görüntüsünü aksettirebilir. Bu yansıma olayı, çöl, şose gibi yerlerirç etkisiyle aşırı ısınmış havanın soğuk bir hava tabakasıyla temas etmesi sonucu olur. Bu İki hava tabakasının ayrıldığı yüzey ayna görevini görür ve uzaklardaki bir palmiye toplulu, ğunun yeşilliğini ya da siyah renkli senin üzerinde tıpkı su gibi parlayan gökyüzünün bir kısmını yansıtarak blzleri aldatır.


Işığın Kırılması


Işık suya girdiği, ya da camın içinden geçtiği zaman birden yön değiştirir. Bu olaya ışığın kırılması denir. Suya batırdığımız sopanın suyun içinde kalan kısmının kırılmış gibi görünmesi bu yüzdendir.


Kırılma, 191le hızının değişmesi sonucu meydana gelen bir olaydır. Yarı saydam cisimler ışığın hızını saydam cisimlerden daha çok keserler. Bütün saydam cisimlerin ışığı kırma derecesi aynı değildir. Değişik tabiattaki cisimlerin içinden geçen bir ışığın ışını, eğer dik açı meydana getirecek şekilde gelmiyorsa bu değişik cisimlerden herbirinin içinden geçerken her seferinde yön değiştirir. Havada ışığın hızı saniyede 300.000 kilometreye yaklaşır. Suda ise ancak saniyede 225.000 kilometre kadardır.


Ultra Sesler


Ses; tel, çıngırak, şerit hâlindeki madenî levha, tahta, vs… gibi çeşitli maddelerin titreşmesiyle meydana gelir. Bu titreşimler çok çabuk olduğu zaman insan kulağı bu sesi duyamaz. Ultra sesler adı verilen bu sesleri bazı hayvanlar duyabilir.


İnsan kulağı ancak saniyede 20.000 titreşimlik frekanslar arasındaki sesleri duyabilir. Saniyedeki titreşim sayısı az olan sesler “pes” çok olanlar da “tiz” seslerdir. Saniyedeki titreşim sayısı 20.000Mn üzerinde olan sesleri insan kulağı duymaz. Bu seslere ultra sesler ya da “duyöte-sesler” denir. Köpek, sahibinin özel bir düdükle çalıp çıkardığı ultra sesleri duyar, koşar yanına gelir. Hâlbuki etrafta hiç kimse adamın köpeğini çağırdığını duymaz bile. Yarasalar da çok tiz sesler çıkartarak çevrelerindeki engelleri bir radar gibi tespit ederler.


 

1 Mart 2016 Salı

Roma Hamamları, Kundaklı Yay ve Heykelli Saatler

Roma Hamamları


Romalılar, büyük halk hamamlarında yıkanıp yüzmeyi çok severlerdi. Her zaman çok kalabalık olan bu hamamların sulan, uzaklardan su kemerleriyle getirtilirdi.


Romalılar, sağlıklarını korumak İçin temizlik ve beden eğitimine büyük önem verirlerdi. Başta Roma olmak üzere İmparatorluğun birçok büyük şehrinde büyük hamamlar, büyük jimnastik salonları İnşa etmişlerdi. Halk bu hamamlara çok az bir para karşılığında girerdi, hatta çocuklar parasız olarak içeri alınırdı. Köleler Roma vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmadıkları için ayrı kapılardan girer, ayrı yerde yıkanırdı. Hamam yalnız temizlenmek İçin değil, aynı zamanda zevk İçin gidilen bir yerdi. İçerde ayrıca buhar banyosu yerli sıcak ve soğuk su havuzları da bulunurdu.


Kundaklı Yay


Vay, hepimizin bildiği gibi ok atmaya yarayan bir silâhtır Yay ne kadar sert olursa kirişini germek de o kadar sor olur. Kundaklı yay ise kirişi mekanik olarak gerilen, oku çok daha, uzaklara atan bir yay çeşidiydi.


Kundaklı yay, alla gerilen yayın geliştirilmesiyle elde adilmiş bir savaş ilâhıydı. Yayı yanallıkla çalıktan olurdu. Manivalâlı bir altamin kollarını çevirerek kiriş iyice gerilir, kundaklı yay kurulu hâlâ anlatılırdı. Sonra da bir dipçiğin uzantısı olan kundağın özerine ok yerleştirilip hedefe alınırdı. Kurulu mekanizma boşaltılın, ot gerili bulunan yay hâline gelirken kirişi çakar, kirişin önündeki ok da müthiş bir hızla kundağın üzerinden ileriye fırlardı. Bu, öylesine müthiş, öylesine öldürücü bir silâhtı ki on ikinci yüzyılda savaşlarda kullanılması yasak edilmişti.


Heykelli Saatler


Ortaçağ’da, başı büyük Avrupa şehirlerinde büyük yapılara, kulelere heykelli saatler koymak âdet olmuştu. Madenden veya tahtadan yapılan bu heykeller, saat başlarında harekete geçer, ellerindeki tokmakla çanavurur; saati bildirirlerdi. Bu heykeller daha ziyade kulelerin tepesinde bulunurdu.


Bazı duvar saatlarlnda saat başlarında nasıl, küçük bir kuş çıkıp “guguk, guguk” diyerek vakti bildiriyorsa askıdan büyük saatlerin saat başı çanlarını da allarında tokmaklar tutan ea bir makanlzma İla hareket geçen heykeller vururdu. Bazıların, da heykallerin hareketsiz olmalarına karşılık, bazılarında da heykeller vakti gelince çana vurmak için hareketlenirlerdi. Bu alanda an ilgi çekici çalar saati fitrasbourg’lu bir usta yapmıştı. Vakti gelince birçok heykelin birden harekete geçerek değişik işleri yapması, görenleri gerçekten şaşkınlık içinde bırakmaktaydı.


 

25 Şubat 2016 Perşembe

Komiser Maigret, Sherlock Holmes ve Arsène Lupin Kimdir?

Komiser Maigret


Polis romanlarının zeki komiseri, Tanınmış Belçika’lı romancı Georges Simenon tarafından 1032’de yaratıldı. En karanlık cinayetleri bile gün ışığına çıkarır.


Komiser Maigret. Belçlka’lı yazar Georges Simenon’un art arda yazdığı romanlarda, insanı şaşkın ve hayran bırakan araştırıcılık kabiliyetini ortaya koyar. Bununla beraber vücudunun hantal görünüşü, son derece işlek zekâsını keşfetmemize imkân vermez. İri gövdeli Maigret ağır ağır yürür, daima kocaman piposunu içer, az konuşur, fakat çok dinler. Olayın maddî ipuçlarıyla pek ilgilenmez; insanları ve eşyayı maharetle İnceleyerek araştırmalarını özellikle psikolojik İzlenimlere dayandırır. Komiser Maigret, okuyucularım, çok kere fakir mahallelerin gri sisleri içinde gezdirir, onları gemilerin uyukladığı hüzünlü rıhtımların kaldırımlarına sürükler. Maigret, bütün dünya ülkelerinde serüvenlerini merak ve heyecanla okuyan büyük bir okuyucu kitlesi kazanmıştır.


Sherlock Holmes


İngiliz polis hafiyesi, 1887’de Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden doğdu. Olaylardan sonuç çıkarmadaki üstün muhakeme gücüyle en karanlık cinayetleri aydınlatır.


Sherlock Holmes bize zaman zaman geniş kaputu, kulaklarını örten kocaman kasketi ve geçkin bir bekârın küçük alışkanlıklarıyla biraz gülünç görünür. Ama o ne yaman bir polis hafiyesidir! Kendisi özel detektif olup hiçbir polis örgütüne bağlı değildir ve araştırmalarını sadece kendi zevki için yapar. Sadık dostu ve sırdaşı Doktor Watson’la daima beraber olan hafiye, hiçbir ayrıntıyı ihmal etmeden, en küçük araştırmalardan işine başlar. Bir kibrit çöpü, azıcık toz, bir kâğıt parçası onun büyüteciyle incelendiği zaman önem kazanan değerli ipuçlarıdır. Bunlar. Holmes’in, Doktor Watson’un büyük bir hayranlıkla izlediği, son derece ilginç sonuçlara varmasına yarayan düşünceler yürütmesine yarar. Sherlock Holmes en işini bilir, ele avuca sığmaz suçluları bile mutlaka yakalamayı başarır.


Arsène Lupin


Kibar hırsız,  1907’de romancı Maurice Leblanc tarafından yaratıldı. Zavallı kimseleri zorbalıkla soyanlardan çaldıklarını sahiplerine geri verir.


Çok zarif, neşeli ve zeki bir adam olan Arsène Lupin, hasımlarına unutamayacakları oyunlar oynar, polisi aldatmak için çeşitli kılıklara, kimliklere bürünür, akrobatlık kabiliyetinden yararlanarak soyacağı evlere balkonlardan, bacalardan pencerelerden girer. Ona hiçbir kilit dayanamaz, bilmediği hiçbir gizli yer yoktur. Kibar hırsız, daima pahalı mücevherleri, değerli eşyayı, sanat eserlerini aşırır ve ayrıca soyduğu kimseleri gülünç duruma düşürür. Fakat amacı, bu hırsızlıklardan çıkar sağlamak değildir. Bunları, çok kere adaleti yerine getirmek ve haksız olarak malları ellerinden alınmış bahtsızlara mallarını geri vermek amacıyla yapar. Hatta bazen meselâ, devletin veya insanlığın çıkarları söz konusu olduğu zaman polisle işbirliği yapmayı kabul eder.


 


 

31 Ocak 2016 Pazar

Türkiye Tarihinde Eski Zaman Aşçıları

Restoran zincirlerin halka halka büyüdüğü çağımızda standartlar oldukça yükselmiş ulusaldan öteye daha çok küresel rekabetlerinde konuşulduğu bu sektörde tabii olarak rekabetin belirleyici en önemli faktörler hiç kuşkusuz aşçılardır. Çağımızda yetişen birçok aşçı var fakat asıl merak konusu eski zaman aşçılarının durum ve vaziyetleri nasıldı?


Sizlere tarihimizden bir kesit sunacağım. Reşat Erdem’in kitabında karşılaştığım bu önemli hadiseyi sizlerle paylaşmaktan keyif duyuyorum.


Dükkânlarının iç manzarasının nasıl olduğu, ne tarzda döşenip dayandığı, hizmet adabının ne olduğu katiyetle tespit edilemeyen en eski aşçı dükkânlarından keyif ve insafa kalmış porsiyon usulü yerine uzunluk, ağırlık, sayı ve lokma hesabıyla yemek verildiğini muhtelif devirlere ait narh defterlerinden öğreniyoruz. Bugün bize tuhaf gelir ama mesela Sultan İbrahim zamanında 1640 (hicri 1050) yılında tanzim edilmiş narh defterine göre, o devirde şişkebabı arşın üzerinden; yahni, kuşbaşı kebap, pilav tartıyla ve lahana dolması sayıyla satılmaktadır, işte defterin aşçılara ait olan bendi:


Koyun yahnisi (okkası) 18 akçe


Sığır yahnisi (okkası) 9 akçe


Halis koyun etinden köfte (on dirhemi) 1 akçe


Lahana sarması (20 tanesi) 1 akçe


Ciğer kebabı (40 büyük lokması) 1 akçe


Pirinç pilavı (100 dirhemi) 1 akçe


Yarım ziralık (bir şiş dolusu) şişkebabı 1 akçe


Sadece sınırlı kaynaklardan elde edilmiş olan bu bilgilerde görüldüğü gibi zamanında zanaat olarak değerlendirilen bu kutsal mesleğin günümüzde de halen daha devamlılığını sürdürmesi daha doğrusu insanlığın var olduğu sürece devam edeceğini söyleyebilir. Hele ki yemeye bu kadar düşkün olduktan sonra biz insanlar, aşçılar kesinlikle aç kalmaz…


 

28 Ocak 2016 Perşembe

Kış Mevsimde Sıcacık Bir Hikayenin Teması "İstanbul"

Aslında bu yazımı yazmayı bir haftadır öteliyorum. Nedenini siz sormadan ve ya kafanızda soru işaretleri oluşmadan açıklayayım. Şimdi şöyle malum kış aylarındayız havalar soğuk ve genelde dışarda arkadaşlarınızla vakit geçirirken genelde sıcak bir ortam arar kafelere ve türevi yerlerde takılırız. Benim mevsimim genelde yaz ve yazı yazmak için doğayla baş başa olmayı severim ve telefonuma ya da karalama defterime not düşerim aklıma gelen şeyleri…


Malumunuz kış ve ben dışarda ilham kaynağım doğayla pek bütünleşemiyorum. Yine yer yer yalnız kaldığım oluyor sessiz kalmış oyun parklarında bir iki tur atabiliyorum anca… Karalamalarımı aklıma tutuyorum ve bu şekilde daha sonradan düzenleyerek sizlere aktarmayı düşünüyorum.


Bu yazımda size soğuk havalarda gezdiğim kafelerdeki birkaç hikayemden bahsedeceğim. Yaklaşık bir hafta önce arkadaşlarımdan Didem’in düzenlediği bir hafta sonu organizasyonu vardı. Organizasyon eski arkadaş temalı bir buluşma şenliğiydi… Çok uzun zamandır göremediğim arkadaşlarımı görme fırsatım oldu. Çok değerli arkadaşıma buradan da teşekkürlerimi belirtmek isterim. Canım arkadaşım çok seviliyorsun :*


Soğuk bir mevsim olmasına rağmen insanın içini ısıtan bir şehir olan bu koca İstanbul’un özelliklerini saymakla bitmez. Bu buluşmada bir özelliğini daha keşfettim. Aşkı hiç ekşitmiyor. Yıllar öncesinden kendi içimde yaşattığım, hoşlandığım bir çocuk vardı ismini vermeyi çok isterdim ama ne yazık ki halen daha utanıyorum. Her neyse o şenlikte o da gelmiş. 5 erkek arkadaş L şeklindeki koltukta oturuyorlar ve kafenin girişinin tam karşısında. Ben içeri girer girmez onu gördüm, sanki geldiğimi hissetmiş gibi içeri adımımı atar atmaz bana döndü ve gülümsedi. O an ayaklarım bir birine dolandı…


Yüzümdeki kızarmaları hissedebiliyordum ama dışarının soğukluğuna veriyordum kendimce. Yıllar geçmişti aradan burada olduğunu bilseydim daha hazırlıklı gelirdim diyordum kendi içimden. Yanımdaki arkadaşıma döndüm kısık bir sesle şunu söyledim: “ İstanbul’un havasında ne var kızım? Aşkı ölümsüz kılan bir atmosferi var sanki… zaman geçtikçe eskimiyor.. tıpkı bir şarap gibi daha da değerli kılıyor.” Tabi oda şaşırdı ne demek istediğime, yüzüme afallamış bir şekilde baktı bende ya neyse dedim kendi kendime konuşuyorum işte dedim..


Nitekim güzel bir gündü kış mevsiminde İstanbul’un bir kafesinde yazı yaşamak, cenneti görmek, unuttuğunu sandığın şeyi eskisinden daha net hatırlamak. Mutlaka sizlerin de vardır böyle özel hikayeleri sakın ama sakın atmayın bir kenara hele ki aşkın kenti İstanbul’daysanız ne zaman karşınıza çıkar bilemezsiniz…


 

26 Ocak 2016 Salı

Telefon Kullanımında Şarjın Önemi ve Sayımı

Teknolojinin ilerlemesi hatta uzay teknolojilerinin de yerleşik teknolojik ürünlere kullanılmaya başlamasına rağmen mobil çağın en önemli sorunu da şarjdır. Mobil telefonların çağımızın gerekleri doğrultusunda kullanımının sayısının artması ve sanal ortamlarda geçirilen sürelerin yükselmesiyle enerji tüketiminin yükselmesi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.


Akıllı telefonlarımız her an her saniye yanımızda. Kullanmaktan bıkmıyoruz ama şarj etmek bir yerden sonra sıkıcı bir hal alıyor. Telefonunuzu aldığınızdan beri kaç kez şarj ettiğinizi biliyor musunuz? İşte öğrenmenin yolu…


Akıllı telefonların pilleri hakkında çok şey söylenildi çok şey yazıldı. Üreticiler son iki yıldır özellikle mobil CPU ve GPU tarafında uzay çağını yakalamışken, üretilen bataryalar için aynı şeyi söylemek mümkün olmuyor.


Zor koşullarla, hatırı sayılır bir ‘servet’ ödediğimiz telefonlarımızda hala eski tip pilleri kullanmak zorunda kalıyoruz.


Hızlı Şarj Nedir?


Kullanıcılar son dönemde Qualcomm’un liderliğinde “hızlı şarj” özelliği kullanıyor. Yaklaşık 2,5 saatte dolan 3000 mAh pillerin öncelikle 90 dakikada şarj olduğuna şahit olduk.


Oppo (VOOC teknolojisi) ve Samsung ise bu durumu bir ileri noktaya daha taşıyarak telefonları ortalama 50 dakikada tam şarj etmeyi başardı. Apple kullanıcıları telefonlarını daha çok şarj ediyor.


Apple’da ise şarj kullanımı Samsung’a göre daha düşük. iPhone kullanıcıları ortalama 1,5 günde bir telefonunu şarj ediyor. Peki telefonunuzu aldığınızdan bu yana kaç kez şarj ettiniz biliyor musunuz?


 LİTYUM İYON PİLLER ÜST ÜSTE KAÇ KEZ ŞARJ EDİLEBİLİR?


Lityum İyon pillerin ömürleri her şarj sonrası azalıyor ve mAh gücünde kayıplar yaşanıyor. Lityum İyon piller 300 ile 500 şarj arasında kapasitelerinin yüzde 20’sini kaybediyor. Yani bir iPhone 6’yı ortalama her gün 1 kez şarja takılırsa bir yıl içinde pil gücü (ortalama) 1488 mAh gücüne düşüyor ve tabi siz de pilin daha az gittiğinden yakınmaya başlıyorsunuz.


iBackupBot programıyla telefonumuzla ilgili birçok bilgiye ulaşabilmekteyiz. En üstte ise telefonumuzu kaç kez şarj ettiğimizi görüyoruz.


Bu programın sadece iOS ile çalıştığını belirtelim. iPhone ve iPad’inizi kontrol edebilir ve pil değişikliğine gidip gitmenize gerek olmadığına karar verebilirsiniz. Bu programın özellikle 2. el iPhone ya da iPad alacakların müthiş işine yarayacağına inanıyoruz.


Portatif olarak hayata geçirilen bu programın iOS ile çalışan cihazlarda kullanımı aslında android işletim sistemine sahip diğer mobil ve cihazların buna benzer bir programın çıkarılmasının da önünü açtı. Çok faydalı olunması beklenen bu programın aslında enerji tasarrufunun hesaplanarak sağlanmasına ve ayrıca kullanım sıklığının da bir değerlendirme kriteri olarak ele alınmasına yardımcı olacaktır.


 

24 Ocak 2016 Pazar

Geleceğe Dair 7 Uçuk Fikir

Dünyanın önde gelen dergilerinden birinde düzenlenen fikir yarışmasında belirlenen geleceğe yönelik en uçuk fikirlerin değerlendirilmesinde 7 çılgın fikir seçildi.


Geleceğin insanları tek gözlü olacak


Masalsı hikâyelere de konu olan tek gözlü dev ibaresinin gelecekte insanoğlunun anatomisinin buna benzeyeceği yönünde fikir. Dr. Thomas Hall Shastid 1933’te yazdığı bir makalede geleceğin insanlarının Cyclop yani tek gözlü olacağını iddia etmişti.  Shastid’e göre insanoğlunun alınları da uzun olacağında makalesine yerleştiren doktorun yaşadığı dönemlerde elde bulunan imkânlar neticesinde salt bilimsel doktrinler yanı sıra astrolojik bir takım gerçekleri de bu makalede kullanıldığı görülmektedir.


Çılgınca görülmesi muhtemel olan bu fikrin dergide ilk sırada almasını şaşırtıcı bulduğumu kendi fikrim olarak söylemek isterim. Çünkü internet ortamında tek gözlü devlerle olan hikâyelerin aslında gerçek anlamda özellikle mistik konuları içeren filmeler de konu olması neticesinde sanal ortamda çok sık karşılaşmak bir nevi bu konuyu normalize ettiğini söyleyebiliriz


Televizyon çağında yaşayan insanların torunları okumayı bilmeyecek


Malum şuan yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkan televizyon ve çeşitli teknolojik araçların kullanımıyla insanların okumaktan kaçınmaları boş vakitlerini daha çok bunlar üzerinde geçirmeleri eğitimsel seviye açısından bir gerilemenin yaşandığı görülmektedir. Şimdilik belki torunlarımızın okumayı bilemeyecek olması biraz uçuk görünse de işin aslının aslında o kadar uzak olmadığı göstermektedir. Nitekim sosyal medya üzerinde yayınlanan video, resim vg gibi anlatılmak istenilenleri görüntüsel olarak yansıtılması bunun bir sinyali olabilir.


Her hastalığı tedavi eden bir hap geliştirilecek


İsviçreli doktor Francois Ody, 1956 yılında bütün hastalıkları tedavi eden bir ilacın geliştirileceğini iddia etmişti. İddia tarihine baktığımızda aslında çokta geç değil. Gelecekte böylesine bir çözüm ile insanlığın tek bir hap ile bütün hastalığın tedavisinin gerçekleşmesi aslında gelişen tıp araştırmaları bunu mümkün kılacak şekilde ilerlemekte.


Gelecekte gıda sorununu çözmek için deniz altında yosun çiftlikleri kurulacak


1966’da Rand firmasının bu tahminine göre gelecekte denizaltında çiftçilik yapılacaktı. Dönemine özgü belki bir reklam amacı güderek gerçekleştirilmiş olan bu açıklamanın günümüzde değişen iklimsel faktörlerin ve küresel ısınmaya bağlı olarak değişen iklimsel süreçlerin aslında gelecekte ciddi bir tehlikenin insanoğlunu beklediğini ön görmemiz hiçte yanlış olmaz.


Zihin kontrolünü sağlayan ilaç geliştirilecek


Bilim kurgu filmlerinden bir sahneyi gözlerin önüne getirecek bir fikir. Aslında zihin kontörlü, zihin okuma, yalan makinası vb. gibi teknolojilerin makine ve araç gereçlerle gerçekleştirilmekte olduğu şu yıllarda bir ilaç sayesinde bunun gerçekleşmesi için aslında çok uzun bir süre beklememize gerek kalmayacak gibi. Nitekim zihin boşaltma diye adlandırılan halk arasında beyin yıkama diye geniş bir manipülasyona sahip olan olgunun çeşitli kimyasallar sayesinde gerçekleştirilmesi sanırım bu fikri biraz daha gerçekçi kılmaktadır.


Kare domates yetiştirilecek


Orville Freeman, gelecekte tarım teknolojisinin çok gelişeceğini ve daha kolay paketlenmesi için kare domatesler yetiştirileceğini iddia etmişti. Aslında baktığımızda genetik olarak bir değişiklik olmasa Çin’de tarımsal üretimde bulunan seçkin bazı firmalar özel olarak bu tür üretimi gerçekleştirmektedir. Özellikle kalp şeklinde büyütülen kavun, karpuz, elma vb. gibi meyveler yetiştirilmektedir. Üstelik  bunu gerçekleştirirken genetiğinde herhangi bir değişikliğe gerek duyulmuyor.


Televizyondaki görüntüleri hissedebileceğiz ve televizyondan koku alabileceğiz


Bu fikir birçoğumuzun aklına muhakkak gelmiştir. Özellikle kokuya ilişkin farklı bir boyutun olması televizyon izleyenlerin o anki seyrin içerisinde yer alma hissi yaşatmasını sağlamaktadır. Bunun günümüzde gelişmiş modern sinema salonlarında gerçekleştirilmesi örnek hatta pilot bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Netice itibariyle sinema salonunda yayılan kokunun filmin insanlar üzerinde yarattığı etkiyi artırdığı gözlemlenmiş. İleride buna yakın bir teknolojiyle evlerimizde yer alması kaçınılmaz olabilir.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Hakkında

Benim kim olduğum hakkında kısa bir bilgiyle sitemin içeriği ile ilgili bir kaç bir şey yazmak istiyorum sizlere. Benim adım Ceyda Selvinaz. Öğrenciyim. İstanbul'da keyifli vakit geçiriyorum ve şehri çok seviyorum.
Sitemin içeriği de İstanbul'daki eğlencelere ilişkin olacaktır, tabi geneli itibariyle böyle zaman içerisinde farklı konulardan paylaşımlar olabilir. O dönemin gündemiyle ilgili olacaktır tabi...
Takipte kalmanızı istiyorum. Sizleri seviyorum, beğenilen yazılarımı paylaşırsanız sevinirim.