31 Ocak 2016 Pazar

Türkiye Tarihinde Eski Zaman Aşçıları

Restoran zincirlerin halka halka büyüdüğü çağımızda standartlar oldukça yükselmiş ulusaldan öteye daha çok küresel rekabetlerinde konuşulduğu bu sektörde tabii olarak rekabetin belirleyici en önemli faktörler hiç kuşkusuz aşçılardır. Çağımızda yetişen birçok aşçı var fakat asıl merak konusu eski zaman aşçılarının durum ve vaziyetleri nasıldı?


Sizlere tarihimizden bir kesit sunacağım. Reşat Erdem’in kitabında karşılaştığım bu önemli hadiseyi sizlerle paylaşmaktan keyif duyuyorum.


Dükkânlarının iç manzarasının nasıl olduğu, ne tarzda döşenip dayandığı, hizmet adabının ne olduğu katiyetle tespit edilemeyen en eski aşçı dükkânlarından keyif ve insafa kalmış porsiyon usulü yerine uzunluk, ağırlık, sayı ve lokma hesabıyla yemek verildiğini muhtelif devirlere ait narh defterlerinden öğreniyoruz. Bugün bize tuhaf gelir ama mesela Sultan İbrahim zamanında 1640 (hicri 1050) yılında tanzim edilmiş narh defterine göre, o devirde şişkebabı arşın üzerinden; yahni, kuşbaşı kebap, pilav tartıyla ve lahana dolması sayıyla satılmaktadır, işte defterin aşçılara ait olan bendi:


Koyun yahnisi (okkası) 18 akçe


Sığır yahnisi (okkası) 9 akçe


Halis koyun etinden köfte (on dirhemi) 1 akçe


Lahana sarması (20 tanesi) 1 akçe


Ciğer kebabı (40 büyük lokması) 1 akçe


Pirinç pilavı (100 dirhemi) 1 akçe


Yarım ziralık (bir şiş dolusu) şişkebabı 1 akçe


Sadece sınırlı kaynaklardan elde edilmiş olan bu bilgilerde görüldüğü gibi zamanında zanaat olarak değerlendirilen bu kutsal mesleğin günümüzde de halen daha devamlılığını sürdürmesi daha doğrusu insanlığın var olduğu sürece devam edeceğini söyleyebilir. Hele ki yemeye bu kadar düşkün olduktan sonra biz insanlar, aşçılar kesinlikle aç kalmaz…


 

28 Ocak 2016 Perşembe

Kış Mevsimde Sıcacık Bir Hikayenin Teması "İstanbul"

Aslında bu yazımı yazmayı bir haftadır öteliyorum. Nedenini siz sormadan ve ya kafanızda soru işaretleri oluşmadan açıklayayım. Şimdi şöyle malum kış aylarındayız havalar soğuk ve genelde dışarda arkadaşlarınızla vakit geçirirken genelde sıcak bir ortam arar kafelere ve türevi yerlerde takılırız. Benim mevsimim genelde yaz ve yazı yazmak için doğayla baş başa olmayı severim ve telefonuma ya da karalama defterime not düşerim aklıma gelen şeyleri…


Malumunuz kış ve ben dışarda ilham kaynağım doğayla pek bütünleşemiyorum. Yine yer yer yalnız kaldığım oluyor sessiz kalmış oyun parklarında bir iki tur atabiliyorum anca… Karalamalarımı aklıma tutuyorum ve bu şekilde daha sonradan düzenleyerek sizlere aktarmayı düşünüyorum.


Bu yazımda size soğuk havalarda gezdiğim kafelerdeki birkaç hikayemden bahsedeceğim. Yaklaşık bir hafta önce arkadaşlarımdan Didem’in düzenlediği bir hafta sonu organizasyonu vardı. Organizasyon eski arkadaş temalı bir buluşma şenliğiydi… Çok uzun zamandır göremediğim arkadaşlarımı görme fırsatım oldu. Çok değerli arkadaşıma buradan da teşekkürlerimi belirtmek isterim. Canım arkadaşım çok seviliyorsun :*


Soğuk bir mevsim olmasına rağmen insanın içini ısıtan bir şehir olan bu koca İstanbul’un özelliklerini saymakla bitmez. Bu buluşmada bir özelliğini daha keşfettim. Aşkı hiç ekşitmiyor. Yıllar öncesinden kendi içimde yaşattığım, hoşlandığım bir çocuk vardı ismini vermeyi çok isterdim ama ne yazık ki halen daha utanıyorum. Her neyse o şenlikte o da gelmiş. 5 erkek arkadaş L şeklindeki koltukta oturuyorlar ve kafenin girişinin tam karşısında. Ben içeri girer girmez onu gördüm, sanki geldiğimi hissetmiş gibi içeri adımımı atar atmaz bana döndü ve gülümsedi. O an ayaklarım bir birine dolandı…


Yüzümdeki kızarmaları hissedebiliyordum ama dışarının soğukluğuna veriyordum kendimce. Yıllar geçmişti aradan burada olduğunu bilseydim daha hazırlıklı gelirdim diyordum kendi içimden. Yanımdaki arkadaşıma döndüm kısık bir sesle şunu söyledim: “ İstanbul’un havasında ne var kızım? Aşkı ölümsüz kılan bir atmosferi var sanki… zaman geçtikçe eskimiyor.. tıpkı bir şarap gibi daha da değerli kılıyor.” Tabi oda şaşırdı ne demek istediğime, yüzüme afallamış bir şekilde baktı bende ya neyse dedim kendi kendime konuşuyorum işte dedim..


Nitekim güzel bir gündü kış mevsiminde İstanbul’un bir kafesinde yazı yaşamak, cenneti görmek, unuttuğunu sandığın şeyi eskisinden daha net hatırlamak. Mutlaka sizlerin de vardır böyle özel hikayeleri sakın ama sakın atmayın bir kenara hele ki aşkın kenti İstanbul’daysanız ne zaman karşınıza çıkar bilemezsiniz…


 

26 Ocak 2016 Salı

Telefon Kullanımında Şarjın Önemi ve Sayımı

Teknolojinin ilerlemesi hatta uzay teknolojilerinin de yerleşik teknolojik ürünlere kullanılmaya başlamasına rağmen mobil çağın en önemli sorunu da şarjdır. Mobil telefonların çağımızın gerekleri doğrultusunda kullanımının sayısının artması ve sanal ortamlarda geçirilen sürelerin yükselmesiyle enerji tüketiminin yükselmesi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.


Akıllı telefonlarımız her an her saniye yanımızda. Kullanmaktan bıkmıyoruz ama şarj etmek bir yerden sonra sıkıcı bir hal alıyor. Telefonunuzu aldığınızdan beri kaç kez şarj ettiğinizi biliyor musunuz? İşte öğrenmenin yolu…


Akıllı telefonların pilleri hakkında çok şey söylenildi çok şey yazıldı. Üreticiler son iki yıldır özellikle mobil CPU ve GPU tarafında uzay çağını yakalamışken, üretilen bataryalar için aynı şeyi söylemek mümkün olmuyor.


Zor koşullarla, hatırı sayılır bir ‘servet’ ödediğimiz telefonlarımızda hala eski tip pilleri kullanmak zorunda kalıyoruz.


Hızlı Şarj Nedir?


Kullanıcılar son dönemde Qualcomm’un liderliğinde “hızlı şarj” özelliği kullanıyor. Yaklaşık 2,5 saatte dolan 3000 mAh pillerin öncelikle 90 dakikada şarj olduğuna şahit olduk.


Oppo (VOOC teknolojisi) ve Samsung ise bu durumu bir ileri noktaya daha taşıyarak telefonları ortalama 50 dakikada tam şarj etmeyi başardı. Apple kullanıcıları telefonlarını daha çok şarj ediyor.


Apple’da ise şarj kullanımı Samsung’a göre daha düşük. iPhone kullanıcıları ortalama 1,5 günde bir telefonunu şarj ediyor. Peki telefonunuzu aldığınızdan bu yana kaç kez şarj ettiniz biliyor musunuz?


 LİTYUM İYON PİLLER ÜST ÜSTE KAÇ KEZ ŞARJ EDİLEBİLİR?


Lityum İyon pillerin ömürleri her şarj sonrası azalıyor ve mAh gücünde kayıplar yaşanıyor. Lityum İyon piller 300 ile 500 şarj arasında kapasitelerinin yüzde 20’sini kaybediyor. Yani bir iPhone 6’yı ortalama her gün 1 kez şarja takılırsa bir yıl içinde pil gücü (ortalama) 1488 mAh gücüne düşüyor ve tabi siz de pilin daha az gittiğinden yakınmaya başlıyorsunuz.


iBackupBot programıyla telefonumuzla ilgili birçok bilgiye ulaşabilmekteyiz. En üstte ise telefonumuzu kaç kez şarj ettiğimizi görüyoruz.


Bu programın sadece iOS ile çalıştığını belirtelim. iPhone ve iPad’inizi kontrol edebilir ve pil değişikliğine gidip gitmenize gerek olmadığına karar verebilirsiniz. Bu programın özellikle 2. el iPhone ya da iPad alacakların müthiş işine yarayacağına inanıyoruz.


Portatif olarak hayata geçirilen bu programın iOS ile çalışan cihazlarda kullanımı aslında android işletim sistemine sahip diğer mobil ve cihazların buna benzer bir programın çıkarılmasının da önünü açtı. Çok faydalı olunması beklenen bu programın aslında enerji tasarrufunun hesaplanarak sağlanmasına ve ayrıca kullanım sıklığının da bir değerlendirme kriteri olarak ele alınmasına yardımcı olacaktır.


 

24 Ocak 2016 Pazar

Geleceğe Dair 7 Uçuk Fikir

Dünyanın önde gelen dergilerinden birinde düzenlenen fikir yarışmasında belirlenen geleceğe yönelik en uçuk fikirlerin değerlendirilmesinde 7 çılgın fikir seçildi.


Geleceğin insanları tek gözlü olacak


Masalsı hikâyelere de konu olan tek gözlü dev ibaresinin gelecekte insanoğlunun anatomisinin buna benzeyeceği yönünde fikir. Dr. Thomas Hall Shastid 1933’te yazdığı bir makalede geleceğin insanlarının Cyclop yani tek gözlü olacağını iddia etmişti.  Shastid’e göre insanoğlunun alınları da uzun olacağında makalesine yerleştiren doktorun yaşadığı dönemlerde elde bulunan imkânlar neticesinde salt bilimsel doktrinler yanı sıra astrolojik bir takım gerçekleri de bu makalede kullanıldığı görülmektedir.


Çılgınca görülmesi muhtemel olan bu fikrin dergide ilk sırada almasını şaşırtıcı bulduğumu kendi fikrim olarak söylemek isterim. Çünkü internet ortamında tek gözlü devlerle olan hikâyelerin aslında gerçek anlamda özellikle mistik konuları içeren filmeler de konu olması neticesinde sanal ortamda çok sık karşılaşmak bir nevi bu konuyu normalize ettiğini söyleyebiliriz


Televizyon çağında yaşayan insanların torunları okumayı bilmeyecek


Malum şuan yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkan televizyon ve çeşitli teknolojik araçların kullanımıyla insanların okumaktan kaçınmaları boş vakitlerini daha çok bunlar üzerinde geçirmeleri eğitimsel seviye açısından bir gerilemenin yaşandığı görülmektedir. Şimdilik belki torunlarımızın okumayı bilemeyecek olması biraz uçuk görünse de işin aslının aslında o kadar uzak olmadığı göstermektedir. Nitekim sosyal medya üzerinde yayınlanan video, resim vg gibi anlatılmak istenilenleri görüntüsel olarak yansıtılması bunun bir sinyali olabilir.


Her hastalığı tedavi eden bir hap geliştirilecek


İsviçreli doktor Francois Ody, 1956 yılında bütün hastalıkları tedavi eden bir ilacın geliştirileceğini iddia etmişti. İddia tarihine baktığımızda aslında çokta geç değil. Gelecekte böylesine bir çözüm ile insanlığın tek bir hap ile bütün hastalığın tedavisinin gerçekleşmesi aslında gelişen tıp araştırmaları bunu mümkün kılacak şekilde ilerlemekte.


Gelecekte gıda sorununu çözmek için deniz altında yosun çiftlikleri kurulacak


1966’da Rand firmasının bu tahminine göre gelecekte denizaltında çiftçilik yapılacaktı. Dönemine özgü belki bir reklam amacı güderek gerçekleştirilmiş olan bu açıklamanın günümüzde değişen iklimsel faktörlerin ve küresel ısınmaya bağlı olarak değişen iklimsel süreçlerin aslında gelecekte ciddi bir tehlikenin insanoğlunu beklediğini ön görmemiz hiçte yanlış olmaz.


Zihin kontrolünü sağlayan ilaç geliştirilecek


Bilim kurgu filmlerinden bir sahneyi gözlerin önüne getirecek bir fikir. Aslında zihin kontörlü, zihin okuma, yalan makinası vb. gibi teknolojilerin makine ve araç gereçlerle gerçekleştirilmekte olduğu şu yıllarda bir ilaç sayesinde bunun gerçekleşmesi için aslında çok uzun bir süre beklememize gerek kalmayacak gibi. Nitekim zihin boşaltma diye adlandırılan halk arasında beyin yıkama diye geniş bir manipülasyona sahip olan olgunun çeşitli kimyasallar sayesinde gerçekleştirilmesi sanırım bu fikri biraz daha gerçekçi kılmaktadır.


Kare domates yetiştirilecek


Orville Freeman, gelecekte tarım teknolojisinin çok gelişeceğini ve daha kolay paketlenmesi için kare domatesler yetiştirileceğini iddia etmişti. Aslında baktığımızda genetik olarak bir değişiklik olmasa Çin’de tarımsal üretimde bulunan seçkin bazı firmalar özel olarak bu tür üretimi gerçekleştirmektedir. Özellikle kalp şeklinde büyütülen kavun, karpuz, elma vb. gibi meyveler yetiştirilmektedir. Üstelik  bunu gerçekleştirirken genetiğinde herhangi bir değişikliğe gerek duyulmuyor.


Televizyondaki görüntüleri hissedebileceğiz ve televizyondan koku alabileceğiz


Bu fikir birçoğumuzun aklına muhakkak gelmiştir. Özellikle kokuya ilişkin farklı bir boyutun olması televizyon izleyenlerin o anki seyrin içerisinde yer alma hissi yaşatmasını sağlamaktadır. Bunun günümüzde gelişmiş modern sinema salonlarında gerçekleştirilmesi örnek hatta pilot bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Netice itibariyle sinema salonunda yayılan kokunun filmin insanlar üzerinde yarattığı etkiyi artırdığı gözlemlenmiş. İleride buna yakın bir teknolojiyle evlerimizde yer alması kaçınılmaz olabilir.