3 Nisan 2016 Pazar

Ahmet Ağa’nın Köpeğine Muska

Topkapı troleybüsüne kucağında ayakları sakat çocuğu ile bir köylü bindi. Çocuğun ayakları tutmuyordu. Bir genç kaîkip adama yer verdi. Köylü bitkindi. Istırap yüzünden akıyordu. Yanında oturan yaşlı bir adam kendisiyle ilgilendi ve “Geçmiş olsun!”  dedikten sonra “Neyi var çocuğun?” diye sordu. Köylü anlattı: “Ayakları tutmuyor bey!” “Eeee ne yaptınız?” “Dolaştırmadığım hoca kalmadı.” “Doktorlara götürmedin mi?” “Götürdüm beyim ama onlardan da hayır yok! Şimdi Şehremi’de nefesi kuvvetli, »ilmi derin bir hoca varmış, ona götürüyorum.”


İkisi de yüksek sesle konuştukları için troleybüstekiler onları dinliyorlardı. Yaşlı adam «nefesi kuvvetli hocayı duyunca kızdı. “Bana bak” !i dedi. “Kelin merhemi olsa başına sürer”! Hocalarla hacılarla çocuğun ayağı iyi olmaz. Benim oğlum doktor, gel seni götüreyim. Bir de sana hoca hikâyesi anlatayım da dinle.”


Herkes kulak kabartmıştı:“Köyün birinde köpeğine çocuklarından daha düşkün bir adam varmış. Çocuklarından bir kalem pirzolayı esirgerken, köpeğine gerekirse koç kesermiş. Bir gün köpeği hastalanmış… Dolaştırmadığı hoca kalmamış. Köpek iyileşmiyor… Ha öldü, ha ölecek! Uzak köylerden birinde, senin duyduğun gibi, nefesi kuvvetli bir hocanın namını duymuş… Hemen sırtlamış köpeği, iki saatlik yola gitmiş. Kan ter içinde hocayı bulmuş. Hoca köpeğe bakmış sonra ‘Olur!’ demiş. ‘Bunun ceremesi bir kıvırcık kuzu! Ben muskayı yazarken sen git kuzuyu kap gel!’ Adam gitmiş kuzuyu alıp gelmiş, muskayı köpeğin boynuna takıp köye, dönmüş…


Köpek birkaç gün sonra iyileşmeye başlamaz mı? O ölecek köpek dirilmiş, kuyruğunu dikmiş, başlamış sağa sola hırlamaya! Adamın keyiften yanına yaklaşılmıyor. Köpek iyileşince, hocanın muskada neler yazdığını merak eder olmuş… Bir gün merakını yenemeyeceğini anlayınca, muskayı açmış! Muska yedi kat muşambaya sarılı. Aç ha aç! Sonunda bir kâğıt çıkmış, kâğıdı okuyunca hırsından kan beynine fırlamış!”


Troleybüste hikâyeyi dinleyen herkes meraklanmıştı. Önde oturan bir genç dayanamadı sordu: “Peki bey amca ne yazılıymış kâğıtta?” Yaşlı adam “Söyleyeyim, söyleyeyim!”  dedi. Ama kadınlar kulağını tıkasın! ‘Bakın nefesi kuvvetli hoca muskaya neler yazmış: “Muska yazdım Ahmet Ağanın itine,


Ben kavuştum (kıvırcık kuzunun etine, İyi olursa da bilmem neyime, iyi olmazsa da bilmem neyime.” Herkes bastı kahkahayı. Ve otobüs  Gureba’nın önünde durunca yaşlı adam yanındaki köylüye «Hadi bakalım!» dedi, «Kalk, bizim doktora gidelim!  Zaten ben sokakta kimi yakalarsam bizim oğlana götürürü m”


“Muska yazdım Ahmet Ağanın itine, Ben kavuştum (kıvırcık kuzunun etine, İyi olursa da bilmem neyime, iyi olmazsa da bilmem neyime.” Herkes bastı kahkahayı. Ve otobüs Gureba’nın önünde durunca yaşlı adam yanındaki köylüye “Hadi bakalım!” dedi, “Kalk, bizim doktora gidelim!  Zaten  ben sokakta kimi yakalarsam bizim oğlana götürürü mı!”


Tiyatroyu Duyunca Parladı…


Geçenlerde Rize’ye bir tiyatro geldi. Hoparlörlü bir cip şehirde dolaşıp reklam yapıyordu. Cip bir ara yolun  kenarında durdu. İhtiyar bir adam cipe hayretle bakıyordu. Elinde mikrofon olan genç, ihtiyara, “’Baba sen de tiyatroya gel!” dedi, “Memnun kalırsın!” Cip uzaklaştıktan sonra ihtiyar yanındaki adama sordu: “Ha ne deyi bu adam?” “Sana bu akşam tiyatroya gel, dedi.” İhtiyar bir parladı ki: “Uy pen onin yedi ceddunu… “Bilmem nenin uşağı! Ha pu yaşımdan sonra cideceğim karıya kiza ha! Bende o cöz var mi?”


Lütfen Kesip Çerçeveletiniz!


Demirel’e basın toplantısında sordular: “Dış pazarlarda bize ait bazı mallar taklit edilmektedir. Bu konuda ne tedbir alınıyor?” Demirel de cevap verdi: “Ticarette hile esas değildir. İyi tüccar hilekâr olmaz. Hilekâr mutlaka eninde sonunda bir yere kafasını çarpar. Taklitçilik, malların kalitesini bozma vesair hususlar ticaret ahlakına aykırı şeylerdir.”


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.